Yazarlar



TİYATRO Ustası Sevgili Selçuk Uluergüven ile Röportaj

Kişiler Değiştikçe Toplumun Değişmesi de Mümkündür

 

Öncelikle değerli zamanınızı bize ayırıp, söyleşiyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz.

 1962 yılında Ankara Meydan Sahnesinde tiyatroya başlamışsınız. Sanata dair 49 yıllık deneyimiyle bir usta yanı başımızda. Meslek aşkıyla işinize sımsıkı sarıldığınız ve hiç kopmadığınız aşina… Bugüne kadar bir çok tiyatro, sinema ve dizi filmlerinde yer aldınız.

Başta Bizimkiler(1989-2002), Dedem Gofret ve Ben, Melekler Adası,Lodos, Asmalı Konak, Ezel, Adanalı

Kurtuluş,Hiçbir Yerde, Duruşma, Sırtımdan Vuruldum, Gölge Oyunu,Eyvah Eyvah 2,

Harbi define, Çarpışma, Devrimden Sonra, Herakles-Heykelin Sırrı bunlardan bazıları...

FD: Sizi uzun yıllar Bizimkiler dizisinde severek izledik. Davut Ustanın hala hafızamızda canlı kalabilmesi sizce neye bağlı?

S.U: Evvela Bizimkiler dizisine katılma hikayemi anlatayım sizlere; Bizimkilerin yazarı ve yapımcısı Umur Bugay benim liseden arkadaşımdı. Okul yıllarında beraber tiyatro da yer aldık. Ben Umur Bugay’ınteşviki ile sahneye çıktım ve ondan sonra Meydan Sahnesinde profesyonel oyuncu olarak devam ettim. Bir dönem yüksek tahsilim için gittiğim Almanya’da yaşadım.  Türkiye’ye döndüğümde  ufak ufak diziler yayınlanmaya başlamıştı. Umur Bugay o dönem Bizimkiler dizisinin senaryosuna,  yeni bir aile eklemeyi düşündüğünü ve o ailenin babası Davut Ustayı benim oynamamı teklif etti. Konuşup anlaştık ve diziye dahil olduk. Davut Usta rolü gene Almaya’dan çok yakından bildiğim Almanya’da yaşamış bir karakterdi. Ben orada da halkla iç içeydim, hiçbir zaman  kendimi halktan soyutlamadım. Kibir bilmem, konuşmayı sohbet etmeyi, içlerine karışmayı seviyorum; oyüzden Davut Ustayı oynamam benim için avantaj oldu. İkincisi Umur’un senarist olması, oyuncu olarak benim neler yapabileceğimi bilmesi avantajdı. Üçüncüsü samimi ve çok içten oynadım. İllede komiklik çıkarmak değildi amaç, kısaca dürüstçe oynadım.

Maalesef şimdi bakıyorum genç oyuncu arkadaşlarımızın bir çoğunda komiklik yapma merakı var: Komiklik yapayım diye oynadığınız zaman izleyici gülmez. Normal sokaktan bir insanı oynadığınız vakit izleyici katılarak güler…

FD: Hayatını oyunculuğa adamış sanatçıların, canlandırdığı karaktere bürünmesi  nasıl bir yaşanmışlık hissi bırakıyor? Etkisinde kaldığınız kahramanlar oldu mu?

 Bizler tek bir hayatın kahramanı olarak yeterince yıpranıyoruz, siz kendinizi oyuncu olduğunuz için fazladan yıpranmış hissediyor musunuz?

S.U: Oyuncu olarak canlandırdığımız kahramanın etkisinde kalma söz konusu değil. Oynadığım rolün etkisinde kaldım diyen sanatçılar var; ama ben katılmıyorum.

Yıpranmışlık hissetmiyorum aksine oyun oynadıkça , rollere büründükçe canlanıyorum, kendime geliyorum, enerjim artıyor. Oyun oynamak, rol almak bizim için önemli bir yaşam felsefesi. Tiyatro, dizi, sinema fark etmiyor. Oyunculuk oyunculuktur. Belli kuralları vardır onun dışına çıkmadıkça tabiki…

FD: ”Türkiye’de Tiyatro” denilince aklınıza gelen ilk cümle nedir?

S.U: Çok zor bir soru sordunuz( tebessüm ederek). Aklıma çeşitli düşünceler geliyor ama ilk önce “Muhsin Ertuğrul “ derim. Muhsin Ertuğrul Türkiye’ de Tiyatro denilince ilk aklıma gelen adamdır. Gerçekten Türk Tiyatrosu Muhsin Hocaya çok şey borçludur. Hepimiz çok şey borçluyuz. Oyunculuğumuzu da , ilk tiyatroculuğumuzu da ondan öğrendik.Türk halkını da ondan öğrendik.

Bir anımı anlatayım: Isparta’ya oyun oynamaya gitmiştim. Dönemin Isparta Valisi tarafından muhafaza edilmiş, Muhsin Hocanın kaleminden o dönemin Isparta Vali’sine yazılan mektup elime geçti. Mektup, Isparta’da Halıcı Kız filmini çekebilmek için Isparta Vali’sine yazılmış, okuyunca etkilenmemek mümkün değil bayılırsınız. Ne kadar içten, samimi bir mektup yazmış. Sadece Halıcı Kız filmini çekmek için… Sayın Vali  bu mektubu güzel bir jest yaparak bana gönderdi. Hala muhafaza etmekteyim…

FD:Sinema ve dizi furyasında daha çok görselliğe yer veriliyor. Türk seyircisinin kalite anlayışını değiştirdiğini düşünüyor musunuz?

S.U:Dünyanın her yerinde sinemada ve ya televizyonda görsellik önemlidir; ama bunun yanında yetenek şart! Eğer dizi tutmuşsa; içinde iyi oyunculardan oluşan güzel bir kadro var ise tutuyor. İyi bir kadro olmaz ise istediğiniz kadar yakışıklı erkek, güzel bayan oynatın yine de tutmaz. Örnek verirsek Ezel nasıl tuttu: Dikkat ederseniz yakışıklı erkeğin ve güzel kadının etrafında sağlam oyuncular vardı.

FD: Çoklu televizyon kanallarının, dizi senaryolarına etkisi ne durumda? Yapımcılar nasıl bir seçicilikle  senaryoları seyirciyle buluşturuyor?

S.U:Bu soruna olumlu cevap veremeyeceğim. Maalesef Türkiye’deki yapımcılar tamamen el yordamıyla çalışan, kendi duygularıyla, hisleriyle çalışan kişiler. Hiç araştırma içinde değiller. Kimisine çekelim kararı verirken, bir diğer senaryoya çekim kararı çıkmıyor.Kanallarda o şekilde, bir dizi 3 bölüm oynuyor kalkıyor, bir dizi 18 bölüm. Neyin ne olacağı belli değil. Tamamen insiyatiflerine kalıyor…

Esasında ben tiyatro yapmaktan büyük zevk alıyorum. Seyircime tiyatro ile ulaşmaktan mutluluk duyuyorum. Okullara tiyatro için gitmeyi çok seviyorum. En son Konak Belediyesi aracılığıyla 9 okul dolaştık. Çağın teknolojisi gereği televizyon ve sinemada da yer alıyorum.Yer alırkende dikkat ettiğim hususlar var.Yaptığım işin iyi olmasına dikkat ediyorum. Mesela bir yerden teklif geldiğinde muhakkak önce senaryo isterim. Senaryo gelir, okurum. En ufak bir rolde bile oynasam çok titiz davranırım; çünkü sinema ve televizyonda şu var: Ben kendi düşüncemi, doğaçlamamı repliklerimi tiyatroda kullanabiliyorum; ancak sinema ve televizyonda kendi istediğimi yapamam, her şey yönetmenindir.Yönetmen nasıl yorumlar ne yapar bilemem. Bir anlaşmaya varınca ben görevimi yapar rolümü oynarım. Onunda apayrı keyifli yanı var tabi…

 

FDSeverek takip ettiğiniz dizi var mı?

S.U: Ezel dizisi ve Behzat Ç son zamanlarda izlediğim dizilerdi. Behzat Ç polisiye dizilerine yeni bir renk getirdi .

FD:Sanat ne içindir?  İnsan neden “Sanat” yapar?

S.U:Topluma hitaben söyleyecek sözünüz vardır. Bu piyano çalmakta olabilir, yazı yazmakta ve ya resim yapmakta olabilir. Şekil meselesi değildir. Tiyatroda diğer sanat dalları gibi topluma hitap eder. Söylecek sözü olan bunu iyi söylerse sanat olur. İyi iletemiyorsanız  işte o zaman sanat olmuyor.

FD:Sanata dışardan müdahale oluyor mu? Sanata sanatçıya ilgi ve duyarlılık ne durumda ve sizce sanat nasıl gelişir?

S.U: Sanata müdahale geri kalmış ülkelerde kaçınılmazdır. Muhakkak müdehale oluyor. Hatta bu kadar yıldır sanatçıyım nerde olursam olayım hep söylüyorum 49 yıl içinde tiyatroya giden bir tek politikacı gördüm o da İsmet İnönü. Belediye Başkanları bile bir çok yere gidiyorum oyunlarımıza gelmiyorlar. Niye Oyun seyretmiyorlar!? 4 yıl belediye meclis üyeliği yaptım çok ilginçtir karşılaştığım politikacılardan kitap okumayanlarda var. Oyunlarımız için davetiyeler bırakırım nezaketen gene gelmiyorlar; ancak sinemaya gidiyorlar o da çocuklarının ya da eşlerinin zoruyla...onun dışında sanatsal etkinlikleri hiç yok malesef. Bence bu büyük bir kayıp.Yani sanatla uğraşan kim olursa olsun sadece izleyici olarak bile sanat etkinliklerine katılarak daha yaratıcı olacaklarına inanıyorum. Politikada öyle daha yaratıcı olur.Türkiye’ de sanata ilginin artması için teşvik ve katılım sağlamak gerekiyor. Başta yerel yönetimler ve sosyal kurumlara büyük görev düşmektedir. En duyarlı belediye Kadıköy belediyesidir. Tiyatro reaksiyon işidir. Cesaret işidir. İlgi, alkış bizler için çok önemlidir. Ayrıca Halk tiyatroya geldiği zaman çok memnun kalıyor. Yeteri kadar destek alabildikçe turnelere katılıyoruz. Anadolu da ilgiyle karşılanıyoruz.

FD: Değişim ve gelişme olacaksa bu ilgileniliyormuş gibi görünmekle değil; tam anlamıyla ilgilenmekten, katılıyormuş gibi görünmek değil; tam anlamıyla katılmaktan geçer öyle değil mi?

S.U:Evet maalesef  öyle! Bu konuda açıkcası ümitsizim; ama kişiler değiştikçe toplumun değişmesi de mümkündür.

FD:Yeni yer aldığınız projeler var mı bizimle paylaşır mısınız?

S.U: En son Bir Gevrek, Bir Boyoz, İki de Kumru filminde rol aldım. Sanıyorum Eylül-Ekim vizyona girecek. Bütün işlemleri bitti. Vizyonda görmeyi çok arzu ediyorum. Film isminden de anlaşılacağı gibi hem İzmir’i anlatıyor, hem çok büyük bir aşkı anlatıyor. Çok severek oynadım. Güzel bir film oldu. O tarihlerde geçen olaylara da yer veriliyor. Biz oyuncular  genelde işimiz bitince kalmak istemeyiz ama bu film setinde işim bittiği halde film tamamlanana kadar İzmir’de kaldım.

Bir Gevrek, Bir Boyoz, İki'de Kumru Film Setinden

 

Tiyatro olarak ta kendi yazdığımız GÜLHANE PARKI adlı oyunumuzu Ramazandan sonra tekrar oynamayı düşünüyoruz. Ardından Yeni sezon için Umur Bugay’ın yazdığı Kadın erkek ilişkisine değinen bir oyunla devam edeceğiz.

FD: Selçuk Bey nerelisiniz? Kaç kardeşsiniz? Çocukluğunuz nerede geçti birazda yaşama dair konuşalım mı?

S.U: Ankara’lıyım. Üç kardeşin en büyüğüyüm. İki kız kardeşim var. Biri Aydın’da diğeri Ankara’da yaşıyor. Çocukluğum, Ankara İncirli semtinde geçti. Dedemin orada büyük bir çiftliği vardı. Çiftlikte atlarımız, ineklerimiz, koyunlarımız,aklınıza gelebilecek her şey vardı. Hatta bir keresinde dedem bana maymun bile hediye etti. Hayvanları çok severdim. Şu anda evimizde 8 tane kedimiz var. Herbiri çok hassas ve duygusal canlılardır. Hayvanların korumacı olduklarını çocukluk yıllarımda farkettim. O dönem 1943 yılları, İncirli’den otobüs çalışmaz, dolmuşta yoktu. Atlarla Dışkapıya gelirdik. At parkı vardı. Orada atı bağlardık nereye gidecek isek oradan otobüslere giderdik. Babaannem müthiş ata binerdi. Birlikte yarış izlemeye de giderdik. Her bir atın nasıl beslendiğini, ne yediğini, susuz olup olmadığını iyi anlardı? Hatta yarış tahmini bile iyi yapardı. Bende  atlardan iyi anlarım. At yarışı tahmininlerim iyidir ama oynamam.

FD: Çok değerli eşiniz Türkan Hanım ile nasıl tanıştınız?

S.U: Türkan Hanımla Almanya’da tanıştım. Almanya’da öğrenciyken o da orada öğrenciydi tanıştık arkadaşlığımız başladı. Sonrada Türkiye’ye dönerkende evlenmeye karar verdik.

FDNelerden keyif alırsınız? Zor dönemlerinizde güçlü kalmayı nasıl başarşardınız?

S.UZor dönemlerimi yine tiyatro ve sanata olan inancımla aştım. Okuduğum güzel bir şiir, okuduğum güzel bir roman bana müthiş moral veriyor tabi. Sevdiklerimle bir arada olmaktan keyif alıyorum.

 FD: Farkındayım değiştim dediğiniz bir anınız oldu mu? Maşallah! Çok tatlı bir torununuz var. Onunla bir araya gelmek, beraberce vakit geçirmek nasıl bir duygu?

S.U:Torun başka bir şey , beraber vakit geçirmek bambaşka güzel!

 Şimdi bir şey anlatayım. Esasında biliyorsunuz ki 21 yaşında tiyatrocu oğlumu kaybettim. Ondan sonra çocuk sesine tahamül edemez oldum. Dışarıda açık havada, dinlenme yerlerinde çocuk oynuyorsa, bağırıyorsa rahatsız oluyordum. Elimde değildi. Sonra gelinim hamile kalınca dediler ki torun çok sevilir. Bende diyordum ki beni hiç ilgilendirmez, kendiniz bakarsınız bize getirmeyin! Ne yaparsanız yapın dedim. Ben istemem; oysa doğduktan sonra bir baktım ki aman Allahım nasıl seviliyor, bir tatlı kız çıktı! Konuşkan, dilli, kızlara has nazları var. Tabi beni müthiş oyalıyor, çok seviyorum . Bendeki çocuk psikolojisini attı. Şimdi bütün arzum bahçeli bir evde çiçeklerin ağaçların arasında dalından kayısı yiyebileceği, bahçesinde oynarken seyredeceğim bir  mekanda büyümesini istiyorum.

FD: Bir başka cana can katmak nasıl bir duygu? Organ bağışı hakkında konuşmak ister misiniz?

S.U: Kaybettiğimiz oğlum gerçekten çok yetenekliydi.  Oyuncu olarakta çok yetenekliydi. Fen dersleri çok iyiydi ve oyunculuğu seçeceğini hiç ummuyordum. Bir gün bir konuşmamızda ben tiyatrcu olacağım baba dedi. Çok şaşırdım ve dedim ki yeteneğin yoksa katiyen torpil yapmam bunu bil; çünkü tiyatroya torpille girmenin bir faydası yok. Yeteneğin yoksa mutsuz olursun başarılı olamazsın dedim. O kendi kendine sınavlara girmiş ve kendi azmi ile bir şeyler başarmıştı. Hatta şu kadarını söyleyeyim hastaneye çalıştığı reklam ajansının sahipleri geldi, çalıştığı yönetmenler geldi hepsi orada benim Eren’in babası olduğumu öğrendiler. Bende yeteneğini görmeye başlamıştım malesef çok erken kaybettik.

Hastaneye organ nakli ile ilgili doktorlar geldi, bize organ naklinin ne olduğunu anlattılar tabi ozamana kadar hiçbir fikrim yoktu. Organ naklinin ne olduğunu, nasıl, neler yapılacağını anlattılar. Ardından bize dediler ki Eren’in organlarını bağışlar mısınız? Biz orada annesi, abisi ve ben köşeye çekildik, çok kısa bir süre düşündük ve üçümüz birden tamam verelim dedik. Şimdi iki tane kızımız, bir tane oğlumuz var. Oğlumuzu kaybettik ama teselli olarak cana can katarak üç evlat daha kazandık. Hatta geçenlerde karaciğeri alan oğlumuz bizi pikniğe davet etti, gittik çok güzel ağırlandık. Karaciğer nakli olmadan önce güçsüz ve adım atamaz vaziyetteydi. Evine bakamıyordu. Şimdi bomba gibi. Hatta yakın zamanda öğrendim yeğenlerine Eren ismini koymuşlar duyunca mutlu olduk tabi…

 Ani ölümlerde organ nakli kararı bir çok aile için teselli ve umuda dönüşüyor. Organ nakli bağışını herkesten de bekliyorum; çünkü siz kaybettiğinizi zaten geri döndüremiyorsunuz,  bunun yanında bir çok kişiyi hayata kazandırıyorsunuz. Bu çok çok  önemli…

FD: Yaşama ve sanata dair sohbet tadında güzel röportaj oldu. Röportaj sonrası bizlere katılan Fd üyeleri ile keyifli sohbete devam edildi. Değerli Büyüğümüz Selçuk Uluergüven samimi açıklamalarıyla bizimle olduğu için kendisine sonsuz teşekkürlerimi, sevgilerimi gönderiyorum.

Hazırlayan:Şebnem ŞİMŞEK